Dr. Hulusi Köse yazdı |
Kültürel yakınlaşmadan stratejik ortaklığa
Türk dünyasında son yıllarda yeni bir iş birliği alanı öne çıkıyor: Savunma sanayii.
Uzun süre Türk devletleri arasındaki ilişkiler daha çok ortak tarih, ortak dil, kültürel bağlar ve ekonomik iş birlikleri üzerinden değerlendirildi. Bugün ise bu çerçeve giderek genişliyor. Enerji güvenliği, ulaştırma koridorları, bölgesel istikrar, teknoloji üretimi ve savunma alanındaki gelişmeler, Türk dünyasının gündeminde daha fazla yer buluyor.
Bu dönüşümün en görünür başlığı ise savunma sanayii.
Çünkü savunma sanayii artık yalnızca askerî araç ve sistemlerden ibaret değil. Bir ülkenin mühendislik kapasitesini, teknoloji üretme kabiliyetini, insan kaynağını ve sanayi altyapısını doğrudan etkileyen stratejik bir alan niteliği taşıyor.
Türk devletleri arasında son yıllarda artan savunma temaslarına bu açıdan bakıldığında, ortaya çıkan tablonun yalnızca ticari ilişkilerle açıklanamayacağı anlaşılıyor.
Karabağ sonrası oluşan yeni tablo

Türk dünyasında savunma iş birliğinin son yıllardaki seyrini anlamak için Azerbaycan örneğine bakmak yeterli.
2020 yılında Karabağ’da elde edilen zafer, Azerbaycan’ın askerî kapasitesini olduğu kadar Türk savunma sanayiinin ulaştığı seviyeyi de uluslararası kamuoyunun gündemine taşıdı.
Bu süreçte Bayraktar TB2 sistemleri dünya çapında tanınan platformlar haline geldi. Ancak Karabağ sonrasında yaşanan gelişmeler yalnızca belirli platformların başarısıyla sınırlı kalmadı.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ortak tatbikatların sayısı arttı. Askerî eğitim faaliyetleri derinleşti. Savunma alanındaki temaslar daha düzenli hale geldi.
Bugün gelinen noktada Türkiye ile Azerbaycan arasındaki savunma ilişkileri, ürün tedariğinin çok ötesinde bir karakter taşıyor.
İhracattan ortak üretime

Türk dünyasında savunma alanındaki en önemli değişimlerden biri, ortak üretim anlayışının giderek güç kazanmasıdır.
Bu noktada Kazakistan dikkat çekici bir örnek sunuyor.
Türkiye ile Kazakistan arasında son yıllarda gelişen savunma sanayii ilişkileri, yalnızca platform satışına dayanmıyor. Kazakistan’ın ANKA platformuna yönelik ilgisi ve ortak üretim perspektifi, Türk dünyasında savunma ilişkilerinin hangi yöne evrildiğini anlamak açısından önemli ipuçları veriyor.
Savunma sanayiinde kalıcı güç, yalnızca ürün satın almakla elde edilmiyor. Asıl değer; üretim süreçlerine katılabilmek, teknik bilgiye erişebilmek ve yerel kapasite oluşturabilmekten geçiyor.
Bu nedenle ANKA üzerinden şekillenen iş birliği, Türk dünyasında savunma ilişkilerinin geleceği açısından ayrı bir önem taşıyor.
Çünkü burada mesele bir hava aracının ihracı değil; bilgi birikiminin paylaşılması ve ortak kabiliyet geliştirilmesi.
Özbekistan örneği ne anlatıyor?
Benzer bir eğilim Özbekistan ile yürütülen çalışmalarda da görülüyor.
ASELSAN ile Özbekistan Silahlı Kuvvetleri arasında imzalanan İyi Niyet Beyanı, iki taraf arasındaki ilişkilerin yalnızca tedarik süreçleriyle sınırlı kalmadığını ortaya koyuyor.
Teknik koordinasyon, bilgi paylaşımı ve uzun vadeli iş birliği başlıkları son dönemde öne çıkan alanlar arasında yer alıyor.
Bu tablo, savunma ilişkilerinin alıcı-satıcı ekseninden çıkarak daha kapsamlı bir yapıya yöneldiğini gösteriyor.
Ortak tatbikatlardan ortak güvenlik kültürüne
Savunma alanındaki yakınlaşmanın en görünür sonuçlarından biri ortak tatbikatlar.
Türkiye ile Azerbaycan arasında düzenlenen tatbikatlar, Özbekistan’da gerçekleştirilen çok uluslu faaliyetler ve Türk devletlerinin farklı güvenlik başlıklarında yürüttüğü çalışmalar, ortak hareket kabiliyetini güçlendiren adımlar olarak öne çıkıyor.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Türk Devletleri Teşkilatı ülkelerinin ortak askerî tatbikat gerçekleştirmesine yönelik önerisi de bu açıdan dikkat çekici.
Çünkü güvenlik alanındaki iş birlikleri yalnızca teknik sonuçlar üretmiyor.
Birlikte eğitim alan, birlikte planlama yapan ve birlikte görev icra eden yapılar zamanla ortak refleksler geliştiriyor.
Savunma ilişkilerinin en kalıcı etkisi de çoğu zaman burada ortaya çıkıyor.
Erdoğan’ın Türk dünyası vizyonu ve güvenlik boyutu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk dünyasına ilişkin ortaya koyduğu vizyon, kültürel dayanışma veya ekonomik ilişkilerle sınırlı değil.
Enerji güvenliği, Orta Koridor, ulaştırma ağları, ticaret yolları ve bölgesel istikrar başlıkları Erdoğan’ın konuşmalarında sıkça yer buluyor.
Bu alanların tamamı güvenlik boyutuyla doğrudan bağlantılı.
Enerji hatlarının güvenliği, ulaştırma koridorlarının korunması ve bölgesel istikrarın sürdürülebilmesi güçlü savunma kapasitesi gerektiriyor.
Bu nedenle savunma sanayii alanındaki iş birlikleri, Türk dünyasına ilişkin daha geniş stratejik vizyonun tamamlayıcı unsurları arasında yer alıyor.
Yeni bir güvenlik mimarisine doğru

Türk dünyasında bugün yaşanan gelişmeleri tek başına bir askerî ittifak tartışması üzerinden okumak doğru olmaz.
Ancak ortada yeni bir gerçeklik bulunduğu da inkâr edilemez.
Ortak tatbikatlar, savunma sanayii alanındaki kurumsal temaslar, teknoloji paylaşımı, ortak üretim girişimleri ve Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde güvenlik başlıklarının giderek daha görünür hale gelmesi, yeni bir dönemin kapısını aralıyor.
Türk Devletleri Teşkilatı Savunma Sanayii Kurumları Başkanları Toplantısı gibi girişimler de bu sürecin kurumsal boyutunu güçlendiriyor.
Henüz yolun başında olunsa da yön belli.
Türk dünyası, kültürel ve ekonomik iş birliğinin yanına güvenlik boyutunu da ekliyor.
Sonuç
Karabağ sonrasında derinleşen Türkiye-Azerbaycan iş birliği, Kazakistan ile ANKA ekseninde gelişen ortak üretim arayışları, ASELSAN ile Özbekistan arasında kurulan yeni iş birliği mekanizmaları ve Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde artan kurumsal temaslar aynı hikâyenin farklı parçalarını oluşturuyor.
Bu hikâye, ürün ihracatından stratejik entegrasyona uzanan bir dönüşüm hikâyesi.
Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak husus, kaç platformun satıldığından çok, Türk devletlerinin hangi ölçüde ortak kapasite geliştirebildiği olacak.
Savunma sanayii artık yalnızca güvenlik politikalarının bir unsuru olarak değerlendirilmiyor. Teknoloji üretiminden ekonomik kalkınmaya, bölgesel istikrardan jeopolitik etkiye kadar geniş bir alanı doğrudan etkiliyor.
Türk dünyasında savunma alanında kurulan her yeni iş birliği, ortak bir gelecek tasavvurunun da parçası haline geliyor.
Bugün atılan adımların gerçek değeri, yalnızca mevcut ihtiyaçlara verdiği cevaplarda değil; Türk dünyasının gelecekte ne kadar birlikte üretebildiğinde, birlikte hareket edebildiğinde ve ortak kapasite oluşturabildiğinde ortaya çıkacak.

