Türkiye’de hızlanan batarya depolama yatırımları, enerji arz güvenliğini güçlendiren yeni dönemin merkezine yerleşti. Rüzgar ve güneş santralleriyle entegre depolama projeleri, hem şebeke esnekliğini artırıyor hem de Türkiye’yi Avrupa ölçeğinde öne çıkarıyor.
Türkiye, yenilenebilir enerji üretimindeki büyümeyi batarya depolama yatırımlarıyla destekleyerek enerji altyapısında yeni bir eşiğe yaklaşıyor. 2025 itibarıyla rüzgar ve güneş enerjisinin elektrik üretimindeki payı yüzde 21,65’e ulaşırken, onaylanan 33,9 gigavatlık depolamalı rüzgar ve güneş kapasitesi Türkiye’yi bu alanda AB ülkelerinin önüne taşıyor.
2022’den bu yana yürürlükte olan düzenlemeyle, yeni rüzgar ve güneş santrallerinde kurulu güçle eşit oranda batarya kapasitesi kurulmasının önü açıldı. Bu model, yenilenebilir üretimin dalgalandığı saatlerde enerjinin depolanmasını sağlayarak arz güvenliğini destekliyor ve elektrik sisteminin daha esnek çalışmasına katkı veriyor.
2026 yılında öz tüketim amaçlı elektrik üretimi için 3 bin 500 megavatlık yeni kapasite tahsisi planlanırken, mevcut tesislerin çok kaynaklı yapıya dönüşümünü hızlandırmak amacıyla hidroelektrik, biyokütle ve jeotermal santraller için toplam 1500 megavatlık yeni hibrit kapasite tahsisi de devreye alındı. Bu adımlar, depolama ve hibrit üretim tarafında yatırım iştahını artıran kritik hamleler olarak öne çıkıyor.
Uzmanlara göre depolama yatırımlarının yaygınlaşması, Türkiye’nin enerji ithalatına bağımlılığını azaltma, yenilenebilir kaynaklardan daha yüksek verim alma ve sanayinin enerji maliyetlerini daha öngörülebilir hale getirme hedefleri açısından belirleyici olacak. Batarya destekli yeni kapasite artışı, Türkiye’nin enerji arz güvenliğinde daha dayanıklı ve rekabetçi bir yapıya geçişini hızlandırıyor.
Kaynak: Star

