2002’de Türkiye savunma sanayiinde hangi seviyedeydi biliyor musunuz?
56 firma faaliyet gösteriyordu.
62 proje yürütülüyordu.
İhracat 248 milyon dolar seviyesinde kalıyordu.
Bu tablo, teknik bir kapasite eksikliğinden çok daha fazlasını anlatıyordu. Türkiye, kritik sistemlerde dış tedarike bağlıydı ve karar anlarında üretim gücünden çok erişim imkânları belirleyici oluyordu.
Aradan geçen yıllar, bu yapının kökten değiştiğini gösterdi.
Bugün Türkiye’de 4.000’in üzerinde firma savunma sanayiinde üretim yapıyor.
1.100’den fazla proje eş zamanlı şekilde yürütülüyor.
İhracat hacmi 10 milyar doların üzerine çıkmış durumda.
İstihdam 100 bin kişiyi aşmış durumda.
Türkiye’nin savunma ürünleri 185 ülkeye ulaşıyor.
Bu değişimi sadece rakamsal bir büyüme olarak okumak, meselenin özünü kaçırmak olur. Ortaya çıkan tablo, bir kapasite artışından çok bir karar gücü dönüşümünü ifade ediyor.
Karar Veren Türkiye
Savunma sanayiinde asıl güç, sahip olunan ekipman miktarıyla ölçülmez. Asıl belirleyici olan, o ekipmanın kim tarafından geliştirildiği ve hangi iradeyle kullanıldığıdır.
Uzun yıllar boyunca Türkiye, ihtiyaç duyduğu sistemleri dış kaynaklardan temin eden bir model izledi. Bu model, stratejik bağımsızlık sağlamadı.
Son 24 yılda kurulan yeni yapı, bu döngüyü kırdı. Ana yükleniciler, KOBİ’ler, üniversiteler ve araştırma merkezleri aynı üretim zincirinin parçaları haline geldi. Böylece savunma sanayii, tekil üretimlerden oluşan bir alan olmaktan çıktı ve bütüncül bir ekosisteme dönüştü.
Bugün geliştirilen her platform, arkasında geniş bir mühendislik ağı ve yerli üretim kabiliyeti taşıyor.
Yerlilik Oranı Neyi Değiştirdi?
Yerlilik oranının %20 seviyesinden %80’in üzerine çıkması, yüzeyde bir oran artışı gibi görünür. Oysa bu veri, Türkiye’nin savunma refleksinin değiştiğini gösterir.
Bu artış, tedarik zincirinin kırılganlığını azaltır.
Bu artış, kriz anlarında üretimin devam edebilmesini sağlar.
Bu artış, dış baskılara karşı manevra alanını genişletir.
Başka bir ifadeyle, yerlilik oranı teknik bir gösterge olmaktan çıkar ve doğrudan bir egemenlik aracına dönüşür.
İhracatın Stratejik Anlamı
Savunma sanayiinde ihracat, klasik ticari faaliyetlerden farklıdır. Bir ülkenin savunma ürünleri başka ülkelerde kullanıldığında, o ürünler yalnızca teknik bir çözüm sunmaz; aynı zamanda uzun vadeli bir ilişki kurar.
Bugün Türkiye’nin 185 ülkeye ulaşan ihracat ağı, genişleyen bir etki alanını ifade eder. Bu durum, savunma sanayiinin ekonomik boyutunun ötesinde, diplomatik ve stratejik bir kapasiteye işaret eder.
Yeni Eşik: Teknoloji Yarışı
Bugün gelinen nokta önemli bir aşamayı temsil ediyor. Ancak bundan sonraki süreç, çok daha farklı bir rekabet alanı ortaya koyuyor.
Yeni dönemde yarış; yapay zekâ destekli sistemler, otonom platformlar, ağ merkezli harp kabiliyeti ve veri temelli operasyon yönetimi üzerinden şekillenir.
Türkiye bu yarışta dışarıdan izleyen bir konumda değildir. Türkiye, bu yarışın aktif aktörlerinden biridir.
Dönüşümün Gerçek Anlamı
Türkiye savunma sanayiinde son 24 yılda yalnızca üretim kapasitesini artırmamıştır. Türkiye, karar alma gücünü yeniden inşa etmiştir. Bugün Türkiye, ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke olmanın ötesine geçmiştir. Kendi ihtiyaçlarını tanımlayan, kendi çözümlerini geliştiren ve bu çözümleri sahada uygulayan bir ülke konumuna ulaşmıştır.
Bu noktada ortaya çıkan gerçek açıktır:
Türkiye savunma sanayiinde artık bir takipçi değildir.
Türkiye, oyunun yönünü etkileyen bir aktördür.
Ve bu dönüşüm, tamamlanmış bir hikâye değildir. Bu dönüşüm, daha büyük bir sürecin başlangıcıdır.
Kaynak: Dr. Hulusi Köse
